İstanbul’un Kızı-Kulesi…


     Bazı yerler vardır iz bırakan.. O sende ayrı bir hikaye yazar sen de onda.. Sadece sen değil.. Dil,din,ırk ayrımı yapmaksızın bağrına basar herkesi… “Dili olsa da konuşsa neler anlatacak kim bilir!!” lafı tam da o yerler için yazılmış olsa gerek.. Herkesin, her yerin hikayesi vardır elbet.. Lakin sürekli olarak gittiğimiz, karşısına geçip çay yudumladığımız ve birbirimize bakarak dert anlattığımız bir yer var.. İstanbul’un biricik kızı.. Nazlı kulesi!!!  ve kaçımız bu yer nasıl oldu da buralara kadar geldi?..Ne oldu ? Başından neler geçti? Bunları merak ettik mi bilmiyorum… Üzerinde yaşadığımız topraklarda neler olmuş neler bitmiş bilmeli insan.. Başka ülkelere özenip kendi ülkelerinden bi haber olan insanlar artık kendilerine gelmeliler kanımca..

Gelin gelelim Kız kulesi neler yaşamış.. Buralara kadar kimlerle gelmiş.. Kimler İstabul’un kızı ile sohbet etmiş bilelim bizde 🙂
İstanbul’un nazlı kızı olan Kızkulesi’nin geçmişi 2500 yıl öncesine dayanıyormuş. Güzelliği ve mimarisi ile eşsiz olan nazlı Kızımız İstanbul`un tarihine eş bir tarih yaşamış ve bu kentin yaşadıklarına görgü şahitliği yapmış. Antik çağda başlayan geçmişiyle, Eski Yunan`dan Bizans İmparatorluğu’na,  Bizans`dan Osmanlıya, tüm tarihi dönemlerde var olarak günümüze kadar gelmiş.

Tarihi M.Ö’sine dayanan Kızkulesi İstanbullu bir Rum olan araştırmacı Evripidis’in anlattığına göre önceleri Asya sahillerinin bir çıkıntısı olan kara parçası zamanla sahilden kopmuş ve Kızkulesi’nin üzerinde bulunduğu adacığı oluşturmuştur.Kızkulesi’nin üzerinde yer aldığı kayalıktan ilk kez M.Ö. 410’da söz edilmiş.Atinalı komutan Alkibiades, Boğaz’a girip çıkan gemileri denetlemek ve vergi almak amacıyla bu küçük ada üzerine bir kule inşa ettimiş. Sarayburnu’nun bulunduğu yerden, kulenin bulunduğu adaya zincir gerilmiş ve kule böylece Boğaz’ın giriş ve çıkışlarını kontrol eden bir gümrük istasyonu halini almış. Bundan yıllar sonra yani M.Ö. 341’de Yunan Komutan Chares, kulenin bulunduğu adacığa eşi için, mermer sütunlar üzerine bir anıt mezar yaptırmış.

M.S. 1110’lara gelindiğinde ise bu küçük adacığın üzerindeki ilk belirgin yapı (kule), İmparator Manuel Comnenos tarafından inşa ettirilmiş. 1143 – 1178 yılları arasında hükümdarlık süren İmparator Manuel, şehrin savunmasına yardım için iki tane kule yaptırmış. Bunlardan birini Mangana Manastırı yakınına (Topkapı Sarayı’nın sahili) diğerini ise Kızkulesi’nin bulunduğu yere inşa ettiren İmparator Manuel, hem düşman gemilerini Boğaz’a sokmamak, hem de ticaret gemilerinin gümrük vergisi vermeden geçişine engel olmak için, iki kule arasına zincir bağlatmış.

    Daha önceleri zaman zaman harap olan ve yeniden onarılan Kızkulesi, İstanbul’un fethi sırasında Venedikliler tarafından üs olarak kullanılmış. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u kuşattığı sırada Bizans’a yardım etmek için Venedik’ten Gabriel Treviziano komutasında gelen bir filo burada üslenmiş.

Fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet bu küçük kaleyi yıktırmış ve yerine taştan, etrafı mazgallarla çevrili küçük bir kalecik yaptırmış ve buraya toplar yerleştirmiş. Kaleye konulan bu toplar, liman içindeki gemiler için etkili bir silah olmuş. Ancak kule, Osmanlı döneminde savunma kalesi olmaktan çok bir gösteri platformu olarak kullanılmış ve Mehterler burada top atışları ile birlikte nevbet (bir çeşit İstiklal Marşı) okumuşlar.  Bugün gördüğümüz kulenin temelleri ve alt katın önemli kısımları Fatih devri yapısıdır. Osmanlı dönemi boyunca Kızkulesi’nin onarılarak ya da yer yer yeniden yapılarak yaşatıldığı bilinmektedir. 1510 yılında meydana gelen ve “küçük kıyamet” olarak anılan depremde İstanbul’daki pek çok yapı gibi Kızkulesi de büyük hasar görmüş, kulenin onarımı Yavuz Sultan Selim döneminde gerçekleştirilmiş. Çevresinin sığ olması sebebiyle 17. asırdan sonra kuleye bir de fener konulmuş. Bu tarihten itibaren kule, artık bir kale değil bir deniz feneri olarak hizmet vermeye başlamış. Kuledeki toplar da bu dönemde artık korunma için değil, merasimlerde selamlama için atılıyormuş. Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra tahta geçmek için İstanbul’a gelen Şehzade Selim, Üsküdar’dan geçerken, Kızkulesi’nden atılan toplarla selamlanmış. Bundan sonra uzun süre tahta geçen her Padişah için bu selamlama yapılarak, Padişah’ın tahta geçişi top atışları ile halka duyurulmuş. 1719 yılında fenerde yağ kandilinin rüzgâr etkisiyle etrafı tutuşturmasından dolayı çıkan yangın ile iç kısmı tamamen ahşap olan kule yanmış,1725 yılında şehrin Baş Mimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından kapsamlı bir onarımdan geçirilmiş. Bu onarım sonrası kule, kurşun kubbeli ve fener bölümü de kagir ve camlı olarak restore edilmiş. Ardından 1731 yılında kulenin feneri ile top mazgalları ve diğer yerleri yeniden onarımdan geçmiş. Kızkulesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş devrine girmesi ile tekrar savunma kalesi olarak kullanılmaya başlanmış. Daha önce eğlenceler ve kutlamalar için yapılan top atışları, bu dönemde artık savunma amaçlı yapılmış. Kule, 1830-1831’de ise, kolera salgınının şehre yayılmaması için karantina hastanesine dönüşmüş. Daha sonra 1836- 1837’de görülen ve 20-30 bin kişinin öldüğü veba salgını sırasında hastaların bir kısmı burada kurulan hastanede tecrit edilmiş. Kızkulesi’nde tesis edilen bu hastanede uygulanan karantina ile salgının yayılması önlenmiş.Neler olmuş neler … Kızkulesi’nin Osmanlı dönemindeki son büyük onarımı II. Mahmud döneminde yapılmış. Kule’nin bugünkü şeklini veren 1832-33 yılındaki tadilat sonrasında, ünlü hattat Rakım’ın yazısı ile Kızkulesi’nin kapısının üzerindeki mermere Sultan II. Mahmut’un tuğrasını taşıyan bir kitabe yerleştirilmiş. Osmanlı-barok mimari tarzında yapılan bu restorasyonda, kuleye dilimli kubbe ve kubbe üzerinden yükselen bayrak direği ilave edilmiş ve 1857 yılında bir Fransız şirketi tarafından Kuleye yeni bir fener yaptırılmış.

İkinci dünya savaşı döneminde Kızkulesi’nde yenileme çalışması yapılmış. Kulenin çürüyen ahşap kısımları tamir edilmiş ve bazı bölümleri yıkılarak betonarmeye çevrilmiş. 1943’de yeniden büyük bir onarım geçiren kulenin çevresine büyük kayalar yerleştirilerek denize kayması önlenmiş. Bu arada kulenin oturduğu kayanın etrafındaki rıhtımdaki ambar ve gaz depoları kaldırılmış. Yapının dış duvarları korunarak içi betonarme olarak yenilenmiş. Kızkulesi, 1959 yılında Askeriye’ye devredilmiş ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı, Boğazın deniz ve hava trafiğinin denetlenmesini sağlayan bir radar istasyonu olarak kullanılmış. “ Deniz Kuvvetleri Tesisi Mayın Gözetleme ve Radar İstasyonu” olan binadaki sarnıç, 1965’de yapılan tadilatlar sırasında üzeri beton dökülerek kapatılmış.Kapatmasalar dahamı iyi olurdu acaba ? …Neyse .. 1983 yılından sonra kule, Denizcilik İşletmeleri’ne bırakılmış ve 1992 yılına kadar ara istasyon olarak kullanılmış.

Antik Çağ’da Arkla(küçük kale) ve Damialis(dana yavrusu) adları ile anılan Kule, bir ara da “Tour de Leandros”(Leandros’un kulesi) ismi ile ün yapmış, günümüzde ise Kızkulesi – Maiden’s Tower ismi ile bütünleşmiş. 1995 yılında Kızkulesi’nin restorasyon süreci başlamış. Binlerce yıllık gizemli bir tarihe sahip bu özel mekan, kendine özgü kimliğine ve geleneksel mimarisine bağlı kalarak tamamlanan restorasyon çalışması sonrasında 2000 yılında kapılarını ziyarete açılmış. Bugün gündüzleri cafe-restaurant, akşamları ise özel restaurant olarak yerli ve yabancı ziyaretçilerine hizmet veren Kızkulesi, düğün, toplantı, lansman, iş yemeği gibi pek çok özel davet ve organizasyona da ev sahipliği yapmaktadır.

Keşke restourant değilde bu güne kadar yaşadığı şekilde gelseydi.. Tabi ki restorasyonlar olacak ama orası bir müze olarak kalsaydı toplarıyla,hastanesiyle her şeyi ile o şekilde kalsaydı daha mı güzel olurdu acaba? Şimdi karşısına oturup çay içip dertleşmekten ziyade İstanbul’un nazlı kızını daha mı erken tanırdık??

Son olarak bu resmi çekerken manzaranın güzelliğine bitmiştim zaten.. Bulutların dansı ile kız kulesinin uyumu o anda paha biçilemezdi.. Bi hevesle bir kaç fotoğraf çektim ama şansızlığımın azizliğine uğradım sanırsam.. 😦 Tam güneş batıyordu ve her yer pembeleşmeye başlamıştı ki o zaman ki görüntü harikaydı benim makinenin şarjının bitmesiyle bütün hayallerim de yıkıldı.. Çok güzel bir manzara vardı.. :/ Ama nasip değilmiş.. Bu vesile ile farklı güzelliklerde yine Kızkulesi ile buluşmaya gidebilirim 🙂

Gün batımında bir farklı görünür Kız Kulesi.. İstanbul'un biricik kızı.. Hüzne boğulur güneşin değişen renkleriyle.. Eteklerine yakamozlar serpilir..

Gün batımında bir farklı görünür Kız Kulesi.. İstanbul’un biricik kızı.. Hüzne boğulur güneşin değişen renkleriyle.. Eteklerine yakamozlar serpilir..

Reklamlar

Ne Düşünüyorsun ?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s